Köyümüzün Kuruluş Tarihi
RİVAYETLERE GÖRE DOĞANLI KÖYÜNÜN TARİHİ
Merhaba iyi günler; Muhterem okuyucu kardeşlerim;
Öncelikle ilgi gösterip siteyi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederim.
Bu sitede dolaştığınız süre içerisinde Doğanlı köyü ve çevresindeki aşiret dediğimiz köyleri de kapsayacak çeşitli bilgilere erişeceksiniz. Benim bu siteyi hizmete sokmakta amacım; ülkenin çeşitli yerlerinde yaşamakta olan Doğanlı köyü sevdalılarına, köy hakkında bilmedikleri ve merak ettikleri birçok konularda bilgiler sunarak bilgilendirmektir. Aynı zamanda Fotoğraf gibi belgelerle de yaşadığınız eski anılarınızı birazda olsa hatırlatmaktır. Daha da önemlisi biz kimiz ?, Neyiz ?, Neciyiz ? , nereden gelmişiz gibi yıllardır aklınıza takılan fakat yanıt bulamadığınız konuları irdeleyip açığa çıkartmaktır. Bugüne kadar bizlere kim olduğumuzu öğretmediler, ?imdi araştşrmak mecburiyetnde bıraktılar. Anlatmayı hep bizlerden esirgediler sanki. Bizlerde susup, sesiz kaldık ama modern Türkiye de artık bizlerde kim olduğumuzu öğreneceğiz. Bu bir kitapla veya sanal alemde böyle bir internet sitesiyle de olabilir diyerek başlamak istedim.
Orta Asya steplerinden yollara düzülen cennetmekân atalarımız rivayet o ki Erzurum Horasan'a gelir, yükünü orada çözer ve bir hayli zaman orada kalırlar. Yine anlatanların söylediklerine göre oradan da göç edip bir hayli merhalelerden geçtikten sonra Çukurova bölgesine gitmeye karar verilir ve Çukurova bölgesine yayılarak burasını yurt edinip bu topraklarda uzun süre yaşamışlar. Daha sonra nüfus yoğunlaşır kendi aralarında liderler seçerek bir takım beylikler ve aşiretler oluşur buralarda. Ne yazık ki gün gelir bu beylikler Osmanlı hakimiyetine girerler. Gerek nüfus yoğunluğu gerek geçimsizlik ve gerekse yayla yerleri tercih etmeleri nedeniyle yine göç başlar yurdun muhtelif yerlerine.
Cennet vatan Anadolu nun güneyinde yer alan Adana iline bağlı Tufanbeyli ilçesinin Doğanlı köyü hakkında sizlere bilgi aktarmaya Çalışacağım. Ancak üzülerek ifade etmek zorundayim ki maalesef rivayete dayalı duyumlardan öteye pek geçemiyoruz. Hemen demek isterim ki sakın ola hafife alınmaya. Çünkü bizim kültürümüzün genel kaynağı esas itibariyla sözlü geleneğe dayanmaktadır. Babadan oğula dededen toruna, kuşaktan kuşağa anlatıla gelmiştir. Köy odalarında köyün önde gelen yaşlılarının güngörmüşlerinin başköşelere oturduğu çok eski olmayan yani yaklaşık kırk sene evveline kadar böyleydi. Yaşlılar oturur gençler hizmet ederler. Bu arada konuşulanlara kulak kesilir dikkatlice dinler. Çünkü yarın başka arkadaşlarına akranlarına anlatmanın keyfini yaşayacak. Bir nebzede olsa daha önce diğer büyüklerimizden duyduklarımızı sizlere nakletmek üzere şimdi de izninizle olayı hikaye etmeye başlayalım.
Adana ve Çukurova bölgesi çok eski devirlerden beri insanların yaşadığı bir yerleşim merkezi olmuştur. Eski tarihi belgelerde "Klikya" olarak bahsedilen Çukurova'dan Boğazköy'den çıkarılan Hitit yazılı levhalarında, "Uru Adania" (Adana ülkesi) kaydı vardır.
M.Ö. 1333 tarihinde Hititler, Kızzıvatna Krallığının elinde bulunan Çukurova'yı ele geÇirmişlerdir. Bölge, Hititlerden sonra Asurluların, Perslerin, Makedonya kraı? İskender'in, Romalıların ve Bizanslıların eline geçmiştir.
Abbasiler devrinde bu bölge Türkleşmiş ve o günden bu yana Türkün vatanı olmuştur. Hazret-i Ömer zamanında islam orduları Adana'ya geldiler. Abbasi devrinde, Horasan ve Türkeli'den göçen Türkmen oymakları ve beyleri bu bölgeye yerleştirildi. Halife Harun Reşid zamanında yapılan Haruniye şehri, Türk gönüllülerinden teşekkül ettirildi. 758 tarihinde 100 bin kişilik ordu ile gelen Bizans imparatoru bu bölgedeki Türk mücahidlerine yenilerek geri çekildi.
Bu bölgeye yerleştirilen Türkmenlerin çoğu Üçok koluna bağlı Yüregirler, Kınık, Bayındır, Salur, Çepni ve Eymür boyları ile Bozokların Bayatlar, Dögerler, Avşarlar ve Karkınlar boyları ve obaları idiler.
Yeterli değil ama kısada olsa yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, önceki tarihler irdelendikçe daha çok şeyler elde edileceği kesin. Ama zannederim bu kadarı da bize bir ışık kaynağı olacaktır. Evet, şimdi esas bizim öğrenmek istediğimiz konuya devam edelim.
Anadoludaki Türk Beylikleri Osmanlıların hakimiyetine girdikleri sırada bu beylikler ve bölgelere dağılan bazı aşiretler, yukarıda da demiştim ya seçtikleri liderler önderliğinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlar. Bunlardan biriside bugünkü Çukurova Kozan yöresinde yaşayan Kozanoğul beyliğidir.
Kozanoğlu beyliğinden ayrılan bir kısmı kabile daha sonra serin bol sulu yayla yerleri tercih etmesi nedeniyle yeni yerleşim birimleri aramaya koyulmuşlar. Kozan dan hareket ederek Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli topraklarını içine alan arazilerde ve dağlarda hüküm sürmeye başlamışlar. Şimdiki Ortaköy ve civarına yerleşirler. İlerleyen zamanlarda burada nüfus yoğunlaşınca haliyle aralarında geçimsizlikler zuhur etmiş, Kozanoğulların dan bir kaçı eski derebeyliklerini sürdürmek isteyerek, sahip oldukları topraklarda yaşayan bazı halka son zamanlarda kötü davranmaya zülmetmeye başlayıp halkın mallarını almak, topraklarına konmak,gözlerine kestirdikleri kızlarını zorla kaçırmak gibi davranışları görülünce, Diğerleri bunların halka yaptıkları zulme razı olmadıkları için ayrılarak parçalanmaya başlamışlar.
Bunlardan uzaklaşmak isteyen halkın bazı kesimleri ile Kozanoğullarının bir kısmı ayrılarak yeni yerleşim yerleri aramaya başlamışlar.Öyle olmuş ki; bu günkü Ortaköy yakınlarında 70-80 çadırlık, hatta ilerleyen zamanlarda çeşitli aşiretlerden oluşan daha birçok obalar oluşmuş. Ama sonradan gelen aşiretlerin Kozanoğullarıyla akraba olup olmadıkları bilinmemektedir. Genellikle hayvancılık yaptıkları için kış ve yaz aylarında sürekli yer değiştirmek gerekli olduğundan, yine yayla ve hayvan barınakları için yer aramaya koyulurlar. 15-20 şer adet çadırlar halinde çeşitli yerelere göç erderler. Bu gün bile Ortaköy yakınlarındaki aşiretlerin yerleşim yeri (Eskiköy) diye adlandırdıkları bir köy vardır. O civarlarda eski yaşantı izlerine de rastlanmaktadır.
Eski köyden ayrılan guruplardan, bir kısmı Çatalçam (şanşa) bir kısmı kuzey batıya doğru Saraycık, Sarıkaya, Dereşimli hatta bir kısmı da Dereşimliden bir süre sonra ayrılarak şimdiki Köseler köyüne yerleşmişler. Kuzeye doğru keşif için hareket eden birileri vardırki, işte onların başında bulunan Hacı Hoca= Fakı (Hacı bey ) geçimlerini hayvancılıkla sağladıkları için hayvanları koruma açısından ve daha iyi yer aralar. Hem kendilerine mekan ve hemde hayvan barınağı için elverişli olan bu günkü Doğanlı köyünün kuzeyin de bulunan mağralara gelerek göçlerini buraya idirirler.
Gerçekten de çok güzel ormanlık, çayır, çimen, keklik ötüşü, fesleğen kokulu sanki bir cennet...Köyün merkezine denk düşen yerler çayırlık çimenlik...Çevresi ise gür ormanlık hem de her türlü orman ağacıyla bezeli bir alan. Hacı bey burayı kendisine yurt edinmeye karar verir. Her yönüyle yaşamaya elverişli olan bu yerin kuzeyinde bulunan mağaranın ön ve güney kısmına yerleşmişler. Ormandaki ağaçlarda ve kayalarda yaşayan DOĞAN kuşlarının çokluğundan dolayı bu yere DOĞANLI adını vermişler. Buraya gelen ilk kabilenin adı da Fakılar yani şu anki köyümüzde bulunan ATASEVER kabilesidir.İşte bunların Kozanoğullarıyle akrabalıkları kesindir.
Daha önce de Fakılar kabilesi ile birbirlerine yakınlığı ile bilinen ve yaşamlarını daha öncede beraberce paylaşan, ancak uzun bir zaman geçmemekle beraber ne zaman geldikleri tam olarak bilinmeyen (babalarının adı hacı olmasından mütevellit, hacının oğulları anlamında uşak kelimesi buradan kalmış olup, hacı uşağı olarka adlandırılmştır.) Hacı uşağı kabilesi de Doğanlı köyüne gelerek yine Fakılar kabilesi ile komşu olarak iç içe yaşamlarını sürdürürler. Bu iki kabile anlaşarak arazi ve merayı ortak kullanmaya başlamışlar. Gerçekten de bugün bile bu iki kabilenin arazileri hemen hemen köyün her yerinde birbirlerine sınırdırlar.
Mesela Fakılar mezarlığın orta bölümünde hemen ön tarfında Hacı uşağı, mezarın önünde Fakıların harman yeri, hemen güneyinde küçük harman yeri bu iki kabileye aittir. Yine kızılyar, mezar etrafı, çatalpınar, kötüöz, mafullu çayırlık ve tarlalar aynıdır. Hatta köyde bile yerleşim yerleri iç içedir. Diğer insanlar Fakılar ve Hacı uşağından çok sonra gelerek yerleşmişler. Hangi tarihte geldiği pek bilinmemekle beraber, büyük bir ihtimalle Osmanlılar Kozanoğlu derebeyliğine son vermek için 1840-1860 yılları arasında harekete geçtikleri tarihlerde yazılıdır. Bu yerleşim yeri 1840 dan tahminen 50-60 yıl öncesine dayanır.Yani Fakıların bu köye yerleşme tarihi 1780-1790 yıllarına rastlanmaktadır. Bu tahmin ve tarihlere göre DOĞANLI köyünün kuruluşu 218 ila 228 yılına tekamül eder.
Bugün köyümüzde yaşayan kabileler, 1934 soyadı kanunu gelmeden önce kabile isim ve lakapları ile anılır, günümüzde bile yine söylenilmektedir. Bunlar Fakılar, Hacı uşağı, Apıllar, Banılar, Körler, Haytalar, Kara Bekirler, Karaca Ömerler, Kökbekirler, Beyler, Cumuklar, Patatlar, Küçük ibişler, Kadılar, Sarı Ahmetler, (Karaköseler) Arap Aliler, Höllüler ve Esme Hacılar gibi, köyümüz bu kabilelerden oluşmaktadır.
Köyümüzün Kuruluş Tarihi 2
DELİLLERİYLE KÖYÜN KURULUŞ TARİHİ (Mustafa Ertan)
Benim annemin dedesi olan (Hacı Ali) hacı uşağı kabilesinden Kara Ali’nin torununun oğludur. Bunu bizim evde eski insanlar toplanıp otururken aralarında anlatırlardı.Ben o zaman 7-8 yaşlarında idim.Televizyon,radyo,gazete ve benzeri haber alma araçları yoktu.İnsanlar sohbetlerini geçmişlerini anlatarak yaparlardı, bizde dinlerdik.
İşte annemin dedesinin yaptırdığı ev bizim kullandığımız ev idi.Çok büyük ve zamanın en güzel evi olduğu için ona Hacı Ali’nin konağı denirmiş.Çok hayvanı olduğu için evin sıvasında keçi kılı kullanmış.Biz bu sıvayı kazma ile sökemezdik.Evin üzerinde mertekler ve bunları tutan HEZEN denen uzun ve kalın ardıç ağaçları kullanmışlar.1990’lı yıllarda o evi biz yıktık.Üzerinden çıkan HEZEN de eski Rumi takvime göre yazılan bir tarih gördük.Keser denen marangoz aleti ile oyularak eski Türkçe 1293 rakamı yazılı idi.
Bu sene yani 2005 yılı aralık ayı için Rumi yıl 1421 dir. 1421-1293=128 yıl karşılığı çıkar. Evin yapımını merhum (Apak Hacı,Samılı Mehmet,Haceli Mehmet,Göde Mustafa, babam Süleyman) gurubu aralarında anlatırken duydum.Sarı usta isminde bir ermeni marangoz yapmış ve evin tarihini de o sarı usta keserle hezene yazmış. Bir başka delilde şu ki: Göde Mustafa annemin amcasının torunudur. Onun evinde dedesi olan Hacı Ali den kalma ağaçtan yapılmış bir DİBEK (havan) vardı. İşte o havanın yani dibeğin üstünde Rumi takvime göre eski Türkçe ile 1211 yazılı idi. Bu da demek oluyor ki; 1421-1211=210 yılı bulunur. Büyüklerden öyle duyduğuma göre evin yapımı Hacı Ali dedemin 57.yaşında gerçekleşmiştir.
Yukarıda 1293 rakamına 57 yi eklersek yani 57 yıl öncesine gidersek 1293-57=1236 bulunur.Bu da Hacı Ali dedemin doğum tarihi olur. Onun doğumundan daha öncesini.yani Hacı Ali dedemin babasının ne zaman geldiğini tarih olarak kimse bilmiyor. Bu yüzden Doğanlı köyünün kuruluş tarihi bu delillere dayanarak büyük bir ihtimalle, büyük dedem Hacı Ali'nin doğumu olan 1236 yılından öncesidir.Rumi Tarihe göre: 1421-1236=185 yıllık bir tarihe sahiptir. HEZEN ve DİBEK deliline göre köyün kuruluşu 1720 ve daha öncesine dayanmaktadır. Bir başka yaklaşımda, 1840 lı yıllarda yaşayan ünlü ozan Dadaloğlu aşağıdaki dörtlüğündeki Doğanlı isminin geçmesidir.
Dadaloğlu Ceyhan yakınlarında Suriye den gelen Ceritoğlu aşiretiyle savaşır ve ona yenilir. Yanına katılan adamlarıyla Kozan, Feke, Saimbeyli,Obruk ve buralardan geçip,Dede belini aşarak Avşar topraklarına giderken sevdiği kadın hastalanır.Doğanlı yakınlarında ölürmü kalırmı bilinmez ama,şu dörtlükleri söyler.
Ceritoğlu ile bir cenge girdim,
Yiyemedim ekmeğimi aşımı,
Oymağımı yarenimi yitirdim,
Hayra yorman hayalimi düşümü.
Urum ellerine gitmek göründü,
Aşiret dağıldı bağrım delindi,
Gelinin kızların saçı yolundu,
Silen yokmu gözlerinin yaşını.
Dadaloğlu sen derdini desene,
Cenk eyledin ne doldurdun kesene,
Ağladı sevdiğim kaldı bu sene,
Doğanlı da geçirecek kışını
20.12.2005 Mustafa Ertan Emekli Öğretmen
Köyümüzün Dış Görünümü
Doğanlı, Adana ili Tufanbeyli ilçesine bağlı şirin bir köydür. İlimiz Adana'ya olan uzaklığı 210 km dir. İlçemiz Tufanbeyli'ye olan uzaklığı ise 10 km dir. Köylü ilçeye münibüs, traktör, vs. gibi araçlarla gider gelir. Daha önceleri yürüyerek giden köylüler, ilçe merkezi Tufanbeyli'ye 45 ila 60 dakikada ulaşırlardı. 1970 yıllarında su, 1975 yılında elektrik, 1980 yılında tek aboneli sadece muhtarın evinde bulunan telefon 1990 yılında köyün geneline getirilerek sosyal yaşamı önemli ölçüde kolaylaştırmıştır. Evlerin Çatıları çinko ile kaplı olup, uzaktan hoş bir görünümü vardır. Köyün arkası dağ, dağın yamaçları bağlarla kaplı olup, ön tarafı açık ve ova şeklinde düzlüktür.
Daha önceleri (1900-50) yıllarında köyün çevresinin ormanlık bir alanla kaplı olduğu yaşlı insanlarca anlatılır. Köyün arazisi geniş ve düzlük tarıma elverişlidir. Önceki yıllarda tarlaları nadasa bırakmak yaygın iken; günümüzde gübre, traktör kullanımı sebebiyle tarlalar her yıl ekilmektedir. Köyümüzün arka kısmı kuzun arkası dediğimiz kesim suyu bol olduğundan bahçe ve muhtelif sebzeler yetiştirilir. Köyümüzle Evci köyü arasındaki dağın yamacı meşe ormanıyla, köyün arka tarafındaki dağlarımızda ise köknar, Çam vs ağaç ormanıyla kaplı olup koruma altına alınmıştır. Köyümüzde üç adet gölet bulunmaktadır bu bakımdan köyün arazisinin hemen hemen her yeri kanallar çekilerek sulama altına alınmıştır. Arazide her çeşit tarım ürünü yetiştirilmektedir.
Köyümüzde bağcılık ve meyvecilikte (elma-üzüm) ön planda gelmektedir. Belli ki köyümüzün arazisi muhitler halinde anılır. Bu muhitlerden bazıları; Tekerlek öz, Kötü öz, Kızılyar, Culfanın Alıcı, Mulla Velinin Pınarı, ince dere, Mafullu, Ağyar, Sıyırmalı Koyak, Arpacık, Koca öz, Köhrana, Maşatlık, Ziyarat, Gazelli Dere, Çeşme, Koca tepe, Çıkak. Ayranlı Çıkak, Yazıyurt, Tavşan Çalı, Söğütlerin arası,Kuzun Arkası Çukurtarla, At oluğu, Zorkun,Tomas, Gö boyun, Kara Çat, Kör istan, Çebiçlik, Koccağız yaylalık, Ev görengeci, Tek Mezar, Ala Hasanın ağıl yeri, Tustuğun dam yeri, şerif ölen yurt, Zirceli oluk, Çalak Alinin Zircesi, KılıÇ kaya, Yavaş bey, Demircinin koyak, Almalı Çat, Kengerli güney, Çatal pınar, Çim Çim oluk ve Hopurun dere gibi daha bir çok mevkisi vardır.
Doğanlı köyüne komşu ve sınır olan köyler de şunlardır: Kuzeyinde Tozlu ve Koçcağız, Kuzey doğusunda Damlalı, Doğusunda Akpınar güneyinde Karsavran, Evci Çatalçam (şanşa) Batısında Demiroluk köyleriyle Çevrili olup arazilerimiz sınırdır.
Köyümüzün Konumu
Detay bilgi köyümüzün tarih ve kurulu?unda anlatıldığı üzere evveliyatı 1780-1790 yıllarında Fakılar kabilesi tarafından kurulmuştur. Hemen köyün alt kısmında Tufanbeyli den gelen ana yol bulunmaktadır. Bu Yolu Selektör binası ikiye ayırarak birisi sağ taraf köyün içinden geçerek Evci Çatalçam istikametine, diğeri ise esas köyün merkezine yani (sal taşına) yukarı çıkarak sağa sola sokaklara ayrılır. Köyümüz bayağı planlı bir şekilde olup, evler rast gele yapllmamıştır. Sokaklar oldukça geniş, kanalizasyan içme suyu ve kısmide olsa su kanalı geçmektedir.
Köyümüzün iki, camisi ve 1951 yılında eğitim-öğretime açılan ilköğretim okulu, selektör binası, özel bakkalı ve kahvehanesi bulunup, çevre köylere oranla daha düzenli bir yerleşime sahiptir. Köyün eski camisi rivayetlere göre 1800 yıllarda yapılmıştır. Altında dört adet dükkan bulunan 2005 yılında yeni cami ve yeni minare yapılarak eski camimizi de Kurinan kursu olarak yine koruma altına alınmıştır.
Önceleri içme suyu şebekesi yok iken; köylüler su ihtiyaçlarını köyün ortasında bulunan kaynak suyu koca havuzdan, suyunun makbullüğü ve soğukluğu ile bilinen hemen yanında bulunan küçük (havuz) oluktan, Demircilerin uzun oluşundan veya köyün bazı yerlerinde bulunan kaynak suyu hatta buz gibi suları bulunan kuyulardan karışlamakta idi. Yıllar geçtikçe bu suların azalıp çekilmesiyle su ihtiyacı hasıl oldu. 1970 yıllarında devlet ve köylünün ortak çalışmasıyla kuzun arkasında bulunan bey pınarının suyunu getirerek su ihtiyacı karşılanmıştır. Köyde 4 ayrı yerde mahalle fırınları bulunmaktadır. Önceleri tandır ve kuzine sobalarında ekmek pişirilirken günümüzde bu fırınlar ekonomik olmaları sebebiyle tercih edilmiıtir. Bunun yanında ilçe merkezinden günlük olarak ekmek de gelmektedir.
Köylüler, ihtiyaçlarını karşılamak için Tufanbeylinin pazarı olan Cuma günleri sadece erkekler alış-verişe giderler. Hafta içinde ise köy içerisinde mahallere gelen, köylülerin çerçi diye adlandırdığı sebzeci, manifaturacı, ayakkabıcı, sütçü vb. seyyar satıcılar ile de alış-veriş yapılır ama bu alış-verişler de kadınlarımız söz sahibidir.
OKUL: Diğer köylerde olduğu gibi Doğanlıda da bir okul bulunmaktadır. Duvarları taştan yapılmıştır, üzeri çatılı olan bu okul 1951 yılında eğitime açılmıştır. 1984 yılında eski okulun üzerine 5 derslikli ayrı bir okul daha yapılmıştır. 1997 yılında zorunlu 8 yıllık eğitime geçilmesi ile bu iki ayrı bina Doğanlı ?lköğretim Okulu olarak adlandırılmıştır.
Okulların yapısı hemen bütün köylerde tamamen bir birinin aynı ve binalar gayet kullanışlıdır. 1951 yılında yapılan ve bugün 5.sınıfların eğitim gördüğü ilkokul binasında tuvaletler binadan ayrı bir yerde, 1984 yılında yapılan binada ise iÇerisindedir. Köylülerin aşağı okul diye adlandırdığı binada 2 ayrı sınıf, depo, bulunmaktadır, Sonradan yapılan okul da 5 derslik, öğretmen odaları, müdür odası, depo ve tuvaletler yer almaktadır. Yeni okulun hemen ön tarafında iki lojman yer alır. Mutfağı, tuvaleti, banyosu, salonu, yatak odası ile tam bir daire tipindedir.
Köyümüzde Kullanılan Eşyalar
Her köyde olduğu gibi çul çuval devrinin kalkmasıyla Masa, sandalye, oturma grupları, Halı, karyola, televizyon, teyp, radyo, telefon, dijital uydu alıcıları, güneş enerjisi, çamaşır makinesi, vb. saymakla bitiremeyeceğimiz eşyalar kullanılır köyde. Kadınların sandığı vardır. Halk genellikle eşyaya meraklıdır. Çeyizlik ve kıymetli eşyalar bu sandıklara konarak kilitlenip kontrol altında tutulur. Kışın evler dayanır döşenir. Sedirlere halı yastıklar, minderler serilir. Yerlere halı-kilim serilir. Yataklar yüklük dediğimiz yüksek bir yere üst üste istif edilir veya sandıkların üzerine ya da odanın bir köşesine yığılır.Gece olduğunda yataklar birer birer indirilip serilir. Ev halkı, çoluk-çocuk yatar uyur. Sabahları yataklar tekrar kaldırılır. Karyolalar düzenlenir. Köyde tandır kullanmak adeti halen devam etmektedir. Bunun yanı sıra evlerde ekmek yapmak için teneke ve guzüneli soba bulunur. Evvel ısınmak için yanmakta olan ocakların arkasına koca bir odun kütütü konur yani (bekçi) hem onun ışığında oturulur hem de ısınılırdı. Şimdilerde ise kömür sobası, turbo sobalar hatta elektrikli soba bile kullanan evlerimiz vardır.
Doğanlı da önceleri mutfak eşyaları diğer bütün köylerde olduğu gibi yemek yerken kullanılan ağaÇ kaşık, bakır ve kalaylı tencere, tabak, leğen,teşt,kazan, tas ve ibrik gibi, Bunları yıkamak ve yağdan arındırmak iÇin önce Çeşmeye gidilir orada bulunan kum ve kül kullanarak yıkanırdı. Şimdilerde ise cam ve porselen bardaklar, tabaklar ve mikalajlı demir kaşıklar vs.gibi. Hemen her evde iÇme suyu şebekesinden alınan Çeşmelerin altında deterjan yanında hazır, hatta bulaşık makinası ile de yıkayan evlerimiz mevcuttur.
Köye iÇme suyu şebekesi gelmeden önce abdest almak iÇin bir leğence birde ibrik gerekirdi. 1970 li yıllardan önce hem pahalı ve de az bulunan kalıplar halinde yeşilimsi sabunlar satılırdı. Eskiden mahallede Çamaşır yıkamak iÇin herkesin bir günü vardı. Herkes buna riayet eder Çamaşırını yunak dediğimiz yere getirerek yıkayıp sonrada orada bulanan Çalılara serilerek kurutulurdu. Ancak cuma günü Pazara gidecek ev reislerinin Çamaşırının ütülenmesi gerekir ki onu da yatak altlarına düzgün bir şekilde konarak ütülenirdi. Sabunun pahalı olması sebebi suyu yumuşatıp kirlerin daha kolay Çıkmasına yardımcı olmak amacıyla kil ve meşe külü kullanılmakta idi. Kil, Evci ile Karsavran köyünün arasında bulunan kil ocağından eşeklerle getirilir iyice dövülüp elekten geÇirilir ve büyükÇe bir kaba konurdu. Bununla Çamaşır yıkanırdı. Bir kısmı da kurutulur ilerde kullanılmak üzere saklanırdı. Hatta kadınlarımız banyoda saÇlarının yumuşaması ve kolay aÇılıp taranması iÇin şampuan yerine kil kullanırdı. Hatta ve hatta suyun yumuşaması ve kireÇten arınması iÇin suyun iÇerisine yumuşatıcı yerine meşe külü kullanılırdı.
Günümüzde ise; yarı otomatik, tam otomatik Çamaşır makineleri köyde yaygın durumdadır. Elbiseler ve yataklar oldukça temizdir. En fakir evde bile Çarşafsız döşek ve yüzsüz yorgan örtülmez.
Köyümüzde Ad (isim) Koyma
Şehirde konulan adların zamana ve modaya göre değiştiğini, zaman zaman yeni bir takım adlar türeyip diğer bir kısmının kaybolmaya başladığını hepimiz biliriz. Örneğin; eskiden en Çok konulanlar Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma gibi dini adlar konurdu. Genellikle bir ailede doğan erkek Çocuklardan birine, dedesinin adı verilir. Çocukların dede ve ebe adlarını alması iÇin onların ölmüm olmasına da gerek yoktur. Önce baba tarafının atalarının gönlü (ya da ruhu) hoş edildikten sonra sıra ana tarafına gelir.
Genç yaşta ölmüş dayı, teyze, hala ve amcaların adlarını taşıyan Çocuklar pek Çoktur. Bundan başka bazen bir Çocuk öldüğü zaman, yerini doldurması iÇin, doğan kardeşine onun adı verilir. Çocuğu yaşamayan aileler, yaşaması iÇin Çocuklarına belirli adlar koyarlar. Durmuş, Dursun, Yaşar gibi. Oğlanlara bir de doğdukları Arab-i aylar verilir: Recep, şaban, Ramazan, Bayram, Muharrem, Hacı vb. Köyde erkek Çocuk, kız Çocuktan fazla istenir. Bir ailede hep oğlan doğarsa memnun olurlar, fakat kız doğarsa telaş edilir.
Ondan sonraki Çocuğun oğlan olması iÇin üÇüncü veya dördüncü kıza Döndü, Döne veya Yeter gibi adlar verilir. Ailede fazla Çocuk olduğu zaman bunlara güzel ve modaya uygun adlar bulunur. Şimdilerde şehir adlarını köye taşıyan en kurum doğum evleridir. Orada doğan Çocuklara doktorlar, hastabakıcılar ya da ebeler ad koyar. Köyde öteden beri bulunup da şehre yeni girmeye başlamış adlar da vardır.Jale,İpek,Sırma,İnci,Arzu,Ayla, Bade,Başak vb.
Köyümüzde Soyadlar
Çoğu öz TürkÇe olmak üzere herkesin bir soyadı vardır. Atasever, Baytimur,Ertan, Doğaner, Bani, Kodaş, Çakır, İnalöz, Ortaç, Boğatekin, Türkkan, Gülhan, Varinli, Bilgin, Begil, Topkara, Hazer, Etkü, Kuzhan, Cuci, Yüce, Uzkaş, Burak, Gündüzalp, Sülümbay, Bekeç, Kale, İnanç,Tekol, Ercik, Dömek, gibi soyadlardan oluşmaktadır.
Köyde genellikle babalar, oğullar, kardeşler aynı soyadı almışlardır. Fakat kardeşler içinde ayrı soyadı alan müstesnalar vardır. Örneğin; Cakos soyadı ile bilinen kardeş ve amcalardan Alp, Kale, Efe gibi soyadını almıştır. Soy adı kanunu gelmesiyle birlikte soy adların büyük bir kısmı ailelerinin kendi seçimi ile yada muhtar ve komşuların tavsiyesi ile rast gele alınmıştır.
Köyümüzde Lakaplar
Eski ve yeni soyadlarının köyün gündelik yaşamında ve aileleri tanımakta büyük bir rolü olmadığını gördük. Bu adları belirlerken karşımıza yeni bir konu çıktı. Kimlerdensin veya Size kimler derler sorusunu sorduğumuzda aldığımız Fakılarindanım. Bize Fakılar derler. vb. cevaplar ne eski ne de yeni soyadları ile uyuşmuyordu. Fakat herkesin ortak olarak bildiği ve kullandığı lakaplar var.
Bunlar Fakılar, Hacı uşığı, Apıllar, Banılar, Körler, Haytalar, Kara Bekirler, Karaca Ömerler, Kökbekirler, Beyler, cumuklar, Körler, Patatlar, Güçcük ibişler, Kadılar, Sarı Ahmetler, (Karaköseler) Arap Aliler, Höllüler ve Esme Hacılar gibi, köyümüz bu kabilelerden oluşmaktadır.
Lakaplar, aynı adı taşıyan kişileri ayırmak için veya aileleri diğer ailelerden ayırmada kullanılır. Bunlar toplumun koyduğu ve zamanla yerleşen adlardır.
Bazen bedensel bir kusurdan dolayı önce bir adam sonrada onun ailesi, oğulları, torunları aynı lakapla anılmaya başlarlar, Çolak Ali, Çalak Ali, Samılı,Gülmez Ali, Topal Halil daha bir Çokları vb. bazen de dedelerden birinin ünvanı veya mesleği, ailede lakap olarak kabul edilir. Kadılar, kâ Dedeler Arap Aliler vb. aile lakapları her zaman dede yoluyla gelmez bazen de ebe den gelir. Genelde dul kadınların Çocukları analarının adıyla bilindiği gibi, bazen de ebenin köyde dede den fazla göze batan ve sivrilmiş özelliği sebebiyle, ailenin onun lakabıyla anıldığı görülür. Hürünün Hössün, Zop zalanın Rüstem, Selbinin Ömer, Kel meryemin Durdu ve Bebek, Habbanın Mehmet,Durdu, Halimenin Cuma, vb.gibi.
Ailede dikkate değer olumlu veya olumsuz özellik gösteren bir fert ortaya çıkınca hemen köylü tarafından ona bir lakap takılır. Bu lakap yavaş yavaş yerleşir, aileyi de içine alır.
Örneğin; Kemanacının Mustafa, Demircinin Hacı Ahmet, Keletenin Ahmet, Kuşcunun Hasan vb.gibi bir çok isim sayabiliriz
Genel Lakaplar
Çalak Ali, Çolak Ali, Gago, Cekik,Gulüp, Keloğlan; Kemanacı, Kemçik, Zaza, Çap,Göbelli, Hökkeş, Budaklı, Çirkin,Gubur, Gablık, Kelete, Dalkağnısı, Ataşkafa, Göbekli, Zop Zala, Apak, Samılı, Dıbılı; Haloğlu, Cavlı,Tokmak kafa, Göde, Kıraçlı, Gırgücük, Cavlı, Geneli, Gırali, Edik, Devringeç, Lök Ali, Kök Hasan, Köse Ahmet, Yan Hacı, Boynu ala, Solak Mehmet, Paslı, Hamo, Kır Ahmet, Çini, Hancı, Kır Mehmet, Uzun ibrahim, Koca Üseyin, Tustuk, Çolak Mirze, Okka, Bedel Ali, Gelin Mehmet, Sağar Hamza, Sırım Hacı, Cin Hamza, Cörrük, Hayta, Toni, Çalı Kuşu, Safa, şıh Nuri, Gülmez Ali, Kel Ali, Kuşçu, Kara Mehmet, Kara Ömer, Değirmenci, Seyrek Ali, Kırrali, Kelte Bekir, Kaytancı, Koz Bebek, Cüllüce, Patatlar, Koca Ali, Memo, Tını Veli, Yandır, Acarın Durdu, Kasım Gülek, Bölük Başı, Kismaon Osman, Cırrık Bostan, Dikli Halil, Galiçli Mustafa, Çam Ali, Kipkip Ahmet, Hapırtmaç, Aşık Sülemen, Kara Müdür, Kındıl Musa, TavukÇu, Bıldır Osman, Tıngır, Boynu ari, Gizzik, Alaman, Nene Yusuf, Pala, Cinni, Cemberekli tosun,Kıllı bacak, Çil Hava, Kıllı Hüsne.
Unutma ve yanılgılar müstesnadır. Unutma ve yanılgıya düşülmüş hata ve yanlışlıkları tespit ettiğiniz anda tarafımıza bildirerek beraberce düzeltilmesi hususunu bilgilerinize arz ederim.
Yanlış anlaşılmayacağı mı umar saygılar sunarım...
Düğün Geleneklerimiz
Köy Çocukları Şehir Çocuklarına benzemez. Oyun devreleri Çok kısadır, sıkı bir iş hayatı içinde birkaç yılda köy işleri hakkında analarının, babalarının bildiği her şeyi öğrenir ve evlenmeye hazırlanırlar. Kızlar on dört on beş yaşlarından itibaren genç kız, oğlanlar da on beş on altı yaşlarında delikanlı sayılmaya başlarlar. Hali vakti yerinde babalar, oğullarının bir an önce mürüvvetini görmek, torun yetiştirmek isterler. Kız ana ve babaları da evlatlarının namusuna söz gelmeden on beş on altı gibi, evlenmek için en makbul yaşlarda iken bir an evvel yerlerine yerleştirmek isterler. Bunun için kızlar on altı, on yedi erkeklerde on dokuz yirmi yaşlarında evlendirirler.
Günümüzde evlenme yaşı daha önceki ki yıllarda olduğu gibi,biraz kendilerini geliştirme ve hayatı öğrenmeleri açısından erkeklerin askerlik dönüşü 24 yaşlarında kızların ise 20 yaşlarında evlenmeleri daha uygun olacağı sanılmaktadır.
Doğanlı köyünde ve civar köylerde akraba evliliği önemli oranda azalmıştır. Bunda; köylülerin şehirle olan ilişkilerinin eskiye oranla daha yoğun olması ve televizyonun gündelik hayata etkisinden söz edebiliriz.
Köyde akraba evliğinin en çok görüldüğü kesim Yurt dışında yaşayanlar arasında görülür. Erkek evlenecek ise yabancıya yaramasın kız evlenecek ise yabancıya gitmesin sözü köyde hemen herkes tarafından kabul görür. Köyde Yurt dışında çalışanlara gıpta ile bakılır. iki yılda bir izne gelen gurbetçiler o ülkelerde gördüklerini anlatırlar ve anlatılanlar ilgi ile dinlenir. Bu sohbetler genelde oradaki adaletten ve tüzüklerden bahsedilince imrenilmiyor da değil.
Köyde yardımlaşmanın bağ aktörleri gurbetçilerimizdir. Camiye, okula, köyün Çeşitli işlerine yapılan maddi yardımlar kayda değer niteliktedir. Yazın bir iki aylık zaman diliminde izne gelenler son model Avrupa arabaları ile Mercedes, Audi, Opel vb. gezmeleri ve bol para harcamaları köylülerin imrendiği bir olaydır. Köylüler oğlunu veya kızını yurt dışında çalışan biri ile evlendirip rahata kavuşturmak ister. Fakat bu olay hayal edildiği gibi değildir. Artık dünya genelinde Ekonomik sıkıntılardan dolayı bu işte cazibesini kaybetmiştir.
Doğanlı Köyünün çevre köylerle kız alıp vermesi, oğlan evlendirmesi sıkça görülen bir durumdur. Daha önceden köyden şehre göçlerin, köyden kız alması da yaygın bir evlenme şeklidir, Doğanlı da kız kaçırma ve kuma olayı uzun yıllardan beri görülmeyip, konuşup anlaşarak medeni bir şekilde evlenme tercih edilmektedir Erkeğin hanımı öldüğünde civar köylerden veya başka şehirlerden dul kadın bulup onunla evlenme olayı, yine aynı devam etmektedir. Köyde boşanma olayı fazla görülmez. Evlenen Çiftler arasında resmi nikah yapıldığı halde ayrıca dini nikahta yapılır. Köyde dini nikaha ayrı bir önem verilir.
Kız İsteme
(Dünür Gitme) Oğlan tarafı dünür gidilecek gelin adayını belirler. Aracı olan kadın kızın komşusu ya da akrabalarından birinin hanımı vasıtasıyla dünürcünün nasıl karşılanacağını öğrenmeye Çalışır. Gönderilen temsilci münasip bir dille durumu aÇıklar.
Kız tarafı konuya olumlu bakırorsa Allah yazdıysa biz ne diyelim der ve oğlan tarafı da daha ayrıntılı bir şekilde araştırılır. Alınan haber olumluysa hatırı sayılır büyüklerle birlikte kız evine gidilir. Bir süre sohbet edildikten sonra Allahın emri Peygamberin kavli ile kız istenmiş olur.
Şerbet İçme-Ağız Tadı
Bu iş tamamlandıktan sonra bir gün belirlemek suretiyle ağız tadı yeme işine gelinir. Belirlenen günde her iki taraf akrabalarına haber vererek toplanılır. Oğlan tarafı helva, lokum bisküvi ve muhtelif iÇecek alarak toplanan misafirlere ikramda bulunularak bu işi herkesin duyması sağlanmış olur.
Nişan
Bu iş tamamlandıktan sonra bir gün belirlemek suretiyle ağız tadı yeme işine gelinir. Belirlenen günde her iki taraf akrabalarına haber vererek toplanılır. Oğlan tarafı helva, lokum bisküvi ve muhtelif iÇecek alarak toplanan misafirlere ikramda bulunularak bu işi herkesin duyması sağlanmış olur.
Düzen
(Kayıt Görme) Düğün öncesinde eksik kalan Çeyizlerin, gelin kızın giyeceklerinin alınmasına düzen ya da kayıt görmek denilir. Düzen görülürken gelin kız ve yakınlarından birkaÇ kişi ve oğan evi bulunur. Düzen iÇin gelenlere ve yakın akrabalara hediyeler alınır. Düzen iÇin yapılan harcamaları oğlan evi üstlenir.
Bayrak Kaldırma ve Bayrak yemeği
Düğünün yapılacağı eve bayrağın dikilmesi, düğünün başlama işaretidir. ikindi namazından sonra köyün camisinden duyuru yapılması ile düğün evinde toplanılır. Düğün sahibi, bayrak kaldırmaya gelenlerle ilgilenir. şeker, sigara, fındık, fıstık, leblebi ikram edilir. Düğünün kutlu olması iÇin topluca dua edilir. Düğün evinin damından, mevsim özellikleri itibariyle Çeşitli meyveler (elma, portakal, mandalina... vb.) bayrak kaldırmaya gelen grubun üzerine rast gele atılır. Kalabalıktakiler bu meyveleri elleriyle yakalamaya Çalışır. Daha sonra düğün müziği eşliğinde geleneksel oyunlar oynanır, halaylar Çekilir.
Bayrak Yemeği: DüĞün sahibinin yakınları veya komşularından birisi bu yemeği üstlenir. Düğüne katılan seğmenlere okuntu verilir. Davetliler, düğünün bittiği günün akşamı Bayrak yemeği iÇin toplanır. Odaya girenlerin kapıyı tıklatmadan ve izin almadan girmelerine izin verilmez. Odanın başköşesinde damat ve sağdıç oturur. Bayrak yemeği boyunca damadın konuşması yasaktır. Gelen davetliler, Çeşitli şekillerde damadı konuşturmaya ya da oturduğu köşeden kaldırmaya Çalışırlar. Odanın giriş yerinde damadın ayakkabısı unutulursa ve bu olay gelenlerle fark edilirse, sağdıca Çeşitli cezalar verilir. Yemek süresince damadın konuşması yasaktır.
Kına Gecesi
Köydeki eski düğünlerde kadın ve erkek ayrı ayrı toplanıp eğlenirler. Kız evindeki kına gecesinde köyün kızları ve gelinleri en iyi entarilerini ve elbiselerini giyerek genişçe bir odada toplanır. Tef Çalıp türküler söylenir. Gelinler ve kızlar Çifter Çifter oynar. Üzerinde mumlar yanan kuruyemişle dolu sini ortaya getirilir. Odanın ortasında uzun bir yastık konulur, gelin ile anası bu yastığı kucaklayarak oturur. O sırada bir kadın tefle gelin övme de denilen uzun bir türkü eşliğinde gelini ve anasını ağlatmaya Çalışır. Herkesin bu dokunaklı hava ile gözleri yaşarır. Bu ruh hali öyle hızla yayılır ki, biraz sonra ağlamadık kimse kalmaz. Eğer gelin ağlamaz ise onu katı kalplilikle suçlayabilirler. Lakin bereket versin ki; bu olaya hiçbir yerde rastlanmaz. Gelin ile annesi ağlamaya devam ederken biraz sonra annesi kalkar onun yerine akrabalarından bir teyzesi, kız kardeşleri ya da yengesi sıra ile gelerek gelinle kucaklaşıp ağlaşırlar. Bu durumdan sonra ağlama işine son verilir. Gelini yastıktan kaldırıp yüzünü yıkar ve susturmaya Çalışırlar. Derince bir kaba bolca kına karılıp gelinin sağ eli kınalanır. Bu kınalı eller döşeklere bulaşmasın diye çaputlarla ve bezlerle gelinin eli bağlanır. Hemen arkasından kına Çerezi dağıtılır. Bu özel törenden sonra geç vakitlere kadar eğlenceye devam edilir.
Düğünlerimiz
Köyde yapılan düğünlerde birçok noktada adet geleneklerden ayrı düşülebilir. Çünkü araya zaman, yer, servet farkı gibi Çeşitli nedenler girer. Örneğin; zenginlerin yaptığı düğünlerde adet ve geleneklere daha Çok uyulabildiği halde, fakirler Çok defa buna imkan bulamaz. Ekonomik olarak zengin olan insanların yeni adet ve gelenek yerle?tirme girişimleri daha başarılıdır. Köyde, zamanlarda yapılan düğünlerde eski adet ve geleneklerden bazıları uygulanmakta bazıları ise, köylülerin hafızalarında güzel anılar olarak kalmaya yüz tutmaktadır. Yazımızın devamında buna açıklık getirilecek ve uygulamalardan örnekler verilecektir.
1970 li yıllar ve öncesinde düğünler güz (sonbahar) mevsiminde yapılırdı. Buradaki amaç; köylünün işlerinin bittiği zamana denk gelmesi ve mahsulün satılıp düğün için gereken harcamaların daha rahat yapılabilmesidir. Günümüzde düğünlerin yapılış tarihi, tüm mevsimlere yayılmış durumdadır. Öğnce oğlan evi ile kız evi arasında konuşularak düğün yapılacak gün tespit edilir. Tespit edilen günden on gün önce eş, dosta ve yakın köylerdeki tanıdıklara okuntu-davetiye dağığıtılır. Okuntu, önceleri bardak, tülbent, bir veya iki metre basma kumaş gibi. Günümüzde ise davetiye kartı bastırılıp dağıtılmaktadır. Bundan sonra geriye çalgı tutma işi kalmıştır ki o da komşumuz Evci köyünde mevcuttur. Daha önceki düğünlerimizin bir hafta ya da üç gün sürdüğü bilinmektedir.
Ancak düğünlerimiz günümüzde işçi, amir, memur sayısı artınca genel olarak Cumartesi-Pazar günü yapılmaktadır. Planlanan bir günde Düğün başlamasıyla erkek evinde toplanılır, eğlenceler tertip edilir, aralarında Çeşitli seyirlik oyunlar düzenlenirdi.
Yakın köylerin düğünlere katılımının daha sık olduğu misafir paylaşım geleneğinden söz etmeden geçemeyeceğim. Düğüne misafir olarak gelen yakın köylerin insanları, davul-zurna ile karşılanır. Herkes evinin durumuna göre üçer beşer kişiyi alıp düğün süresince misafir ederdi. Özellikle akşam vaktinde erkekler toplanıp, Çeşitli seyirlik oyunlar oynardı. Yüksük oyunu bu oyunların en rağbet görenidir.
Bu oyunda iki taraf vardır. Tepsi üzerine altı tane fincan konulur. Bu fincanların birinde yüksük saklıdır. Karşı tarafın yüksüğü bulması istenir. Yüksüğü bulan kişi kendi tarafına bir puan kazandırır. Kazanamayan taraf cezalandırılır. Kazanan tarafın seçilen başkanı, cezayı belirler. Bu cezalar zor ve ağır cezalardır. Islak havlu ile cezalı gurubun ellerine vurulması ya da keven ile traş yapılması gibi. şimdilerde ise bu oyun tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Akşamları dışıarıda oynanan oyunlar çeşitlilik arz ederdi. Bunlardan; Köroğlu havası eşliğinde güreş tutulur. iyi koşan sekiz on kişilik bir gurup oyuncu seçilerek ellerine birer deri kemer alarak arkasında koşup vurmak suretiyle tura oynanırdı, Diğer başka oyun Yumruk, davul-zurna eşliğinde özel yumruk havası Çalınarak oynanır.
Oyun, davulun Çalınması ile başlar. Oyuncu taraflarından birisi oynayarak, ritmik hareketler yaparak orta yere kadar gelir dikilir. Sağlam bir şekilde durarak sırtını döner ve karşı taraf oyuncularından birisinin gelerek ortada duran oyuncunun sırtına veya sok kol üzeri omzuna doğru yumrukla vurmasını bekler. Gelen oyuncu, ortada duran oyuncunun sırtına veya omzuna olanca hızıyla yumrukla vurur. Bu sefer yumruğu yiyen oyuncu fırlayıp oyundan Çıkar ve yerine yumruğu vuran oyuncu ortada durur. Aynı şekilde karşı grupta bulunan oyunculardan birinin sırtına veya omzuna yumrukla vurmasını bekler. Yumruğu vuran oyuncunun ortaya Çıkarken yaptığı hareketler, ortadaki oyuncuyu korkutmaya yönelik bir meydan okumadır. Oyun bu şekilde dönüşümlü olarak gruplar arasında devam eder gider. Ortada, yumruk yemeyi bekleyen oyuncunun yumruğun etkisi ile sarsılıp yere düşmesi ile karşıu taraf oyunu kazanmış olması sayılır. Ve buna benzer birçok çeşitli oyunlar. vs.
Cenaze Adetlerimiz
Ölüm dünya hayatının son durağı olup insanı çaresiz kılan, korkutan ve sırrına erişilmesi güç olan bir olaydır. İnsan ne zaman öleceğini ve nerede öleceğini bilemediği için daima hazırlıklı bulunmalıdır. Bunun yanında insan ölüm korkusu nedeniyle köyümüzde ölümü hatırlatan bazı inanışlar vardır. Bunlar; evin dışında baykuş öterse, o evden ölü çıkar. Ölü tabutta sallanırsa o sene ölü çok olur. Açık ağızlı makas o evden ölü çıkarır. Ölü yıkandığında altındaki tahta oynarsa, başka biri daha ölür. Leylek kara çaput getirirse, ölüm çok olur. Ölünün boynu çok gevşek olursa yakın zamanda biri daha ölür. Düşünde kara kazan görenin evinde ölü olur.
Yatağa düşmüş öleceği belli olan hasta için yapılanlar Türkiye'nin diğer yerlerine göre fazla bir farklılık göstermemektedir. Hasta sık sık ziyaret edilir. Ziyarete gelenler dili tutup söyleye bilirse helalleşirler. Yakını ya da en sevdiği kişi yanında bulunarak vasiyetini ve diyeceği bir şey olup olmadığını öğrenmeye çalışır. "Yasin-i şerif" okutulur. Yanında bulunanlar "şehadet" getirirler. Sebebi; canını şeytana teslim etmeme düşüncesidir. Dilinin, damağının kurumaması için ağzı su ile ıslatılır. Ağzına sulu bir tülbent tutulur. Ruhunu teslim ettiği zaman "Allah rahmet etsin, dua okuyarak, şehadet getirerek, kelime-i tevhid ruhunu teslim etti. Ne güzel ölümü vardı..." diye arkasından hayırla yad ederler ve böyle ölüm şekli sayesinde onun hizmetini gören kişilere teşekkür ederler. Hastanın yönünü kıbleye çevirirler. Ölünce gözleri kapatılır. Ayakları düz olarak durması için birbirine bağlanır. Çenesi çatılır. Elleri göbeğinin üstüne konur. Halk arasında, ölüye böyle vaziyet aldırılmasının sebebini; Kabirde Münker- Nekir Melekleri sorgu sual sorarken çirkin görmemeleri ve onların karşısında düzgün durmasının temini için böyle yapıldığı şeklinde izah etmektedirler.
Doğum da ölüm de Allah'ın emri olarak görülür. Bu nedenle ölüm metanetle karşılanır. Bir evde cenaze zuhur ederse kısa sürede duyurulur. Ölüm duyurmada en önemli yol camilerle sela okunduktan sonra yapılan duyurmadır. Yöre insanı cenazeye katılmakta, onu taşımakta, namazını kılmakta, kabre indirdikten sonra hemen Kur'an-ı Kerim'den bir aşir okuyarak ve taziyede bulunmakta çok hassastır.
Akşam vefat etmiş ise cenaze sabaha kadar bekletilir. İkindi veya daha önce vefat etmiş ise hemen defnedilir. Ölen kişinin elbiseleri kesilerek soyulur. Sebebi de ölen kişiye eziyet etmemektir. Mezarı genellikle hayırsever gençlerimiz tarafından kazılır. Cenaze evde yıkanana kadar mezar da açılmış olur. Ölüyü yıkamak için kara kazanda su ısıtılır. Bu arada herkes koşturarak su taşır. Su getirmek ve cenazeye hizmet etmek çok sevaptır. Kazan ters çevrilerek kapatılır. Ölü kefenlenmek için kurulanır, kefenine sarılırken Zemzem suyu varsa yüzüne serpilir. Kâbe'den getirilen esans ve kokular kefene sürülür. Kefen kapatıldıktan sonra mümkün mertebe bir daha açılmaz. Açılırsa abdesti bozulur ve yeniden yıkanması gerekir.
Ancak istisnai durumlarda (uzaktan gelen kızı, oğlu, anası,babası ve akrabalar yetişemediği takdirde) kısmı olarak yüzü açılır. Ağıt ve figanlar çok olur. Ağlayanlar teskin edilmeye Çalışılır. Ölünün kefenleme işi bitirilerek evden dışarı çıkarılmaya hazır hale getirilerek sal ağacına konarak üzerine dua yazılı özel bir örtü ile sarılır. Cenaze götürülürken, uyuyanlar uyandırılır, dışarı su dökülür, kilim çırpılır ve cenazeye dönülerek ayakta kıyam durulur. Ölünün şöyle nida ettiği söylenir; "Hey gidi insanoğlu! Ben de sizin gibi bir zamanlar yeryüzünde yer içerdim. şimdi ise bakın gidiyorum."
Cenaze yıkanırken bakmak çok günahtır. Ölü, yakınları haricinde kimseye gösterilmez. Eğer ölü dışarıda yıkanıyorsa etrafı çul ve kilimle kapatılarak yıkanır. Cenaze yıkanırken "su damlaları sayısınca ona yıkamada yardım edenlerin günahı dökülürmüş" diye inanılır. Ölü teneşir tahtası üzerinde camiden getirilen tahta "sal" üzerinde sal taşının üzerine konarak cenaze namazı kılınır. Cenaze namazı kılınıp bittikten sonra, imam geriye dönerek ey cemaat siz bu şahsı nasıl tanırsınız sorusunu yöneltir. Cemaat iyi biliriz imama öyleyse hakkınızı helal ediyor musunuz cemaat helal ediyoruz cevabı gelir. İmam Allah sizden razı olsun der. Namaza herkes gelir ve gelmeyenler kınanır. Toprağın cenazeye nidası; "Hey gidi ......falanca. bir zamanlar üzerimde yer içer, güler, eğlenirdin. Bak şimdi geliyorsun kucağıma...! bir zamanlar kaçar dururdun üzerimde, ele avuca gelmezdin! Artık kucağımdan gitmeyeceksin!"
Cenaze namazından sonra omuzlarda taşınarak mezarlığa getirilen cenaze kazılmış mezarın güney tarafına konur. Daha sonra üzerine bir avuç toprak atılarak üzeri tahta döşenir tahtanın üzerine içeri toprak girmemesi için ot vs örtülür. Akabinde de herkes kendilerinin de emeğinin olması için birer ikişer toprak atarak küreği ters olarak yere bırakır ve diğerleri de küreği yerden alır ki elden alınması günah sayılır. Toprak atılması sırasında şeytanın kabre girmemesi için hem Kur'an okunur, hem de acele ile toprak atılır. Şayet şeytan kabre girerse sorgu esnasında ölünün dili tutulur., doğru cevap veremez.
Mezarın üzeri kapatıldıktan sonra herkes dağılır. Başında sadece imam ve yakınları kalır. İmam din talkı verir duasını bitirir. Böylece mezardaki işler bitmiş olur. Eğer amelleri iyiyse Münkir ve Nekir Melekleri gayet yumuşak ve güzel şekilde girer, sorulara kolaylıkla cevap verir. İyi cevap vermesine de yardımcı olurlar. Kabir kıyamete kadar cennet bahçesi haline gelir. Kötü amel işlemişse melekler öyle çirkin vaziyetlerde gelirler ki, soruları bilemez, bildiğini de unutur. Kabir bir cehennem çukuru haline getirilerek, kıyamete kadar o kişi kabir azabı çeker. Kabri dünyada sevmediği ve korkuttuğu yılan, çıyan... Gibi hayvanlarla dolar.
Köyümüz inanışlarına göre kabir komşusu çok önemlidir. Kabre konan kimseye ilk ziyarete gelecek olanlar kabir komşularıdır. Onların iyi veya kötü kimseler olması, diğerinin de kabirde azap görüp görmemesine sebep olur. O sebepten yakınlarının yanına gömülmesi cihetine gidilerek, kabirde onunla buluşup sevineceğine inanılır. Ölünün üzeri toprak seviyesine kadar örtüldükten sonra kenarına taş dizilir. Ayak tarafına ve baş tarafına ağaç veya tahta dikilir. Balıksırtı şeklinde mezarın üzeri kapatıldıktan sonra herkes dağılır. Kabrin üstüne su da dökülür.
Mezarlıktan dağılan halk doğruca cenaze evine gelerek otururlar. Bu sırada Kur'an-ı Kerim okunur, baş sağlığı dilenir. Özellikle herkes ölü evinde toplanarak ölü sahiplerinin üzüntüsüne ortak olur. Ayrıca yöre halkı cenaze evine yemekli taziye ile gelir. Yemek akşam vakti kadınlar tarafından gelir. Erkekler ise daha önceden gelmiştir. Yemek orada yenir ve hizmete de devam edilir. Ölünün evinde yenen yemekler onun canına değer. Okunan Kur'an-ı Kerim ise ruhunu şad eder. Ölen kişinin elbiseleri de fakirlere dağıtılır. Cenaze evinde uzun müddet radyo teyp çalınmaz, televizyon açılmaz. Buna yakıları ve komşuları da buna mümkün mertebe riayet ederler. Düğün ve şenlik anlarında da ölü evinden mutlaka müsaade alınır. Bunun için ölü evine gidilerek tekrar taziye yapılır ve Kur'an okunur.
Komşular üç gün süreyle cenaze evine yemek götürürler. Amaç; cenaze evinin yükünü bu yolla hafifletmektir. Bu da Köylülerimiz arasındaki yardımlaşma duygusunun olduğunu göstermektedir. Kadınlar cenaze evine götürdükleri yemekleri hazırlayarak ölü evinin misafirlerine ikram ederler. İlk günler kadınların bulunduğu oda çok hareketlidir. Kadınların bulunduğu odada ağıt yakanlar, saç baş yolanlar vardır.
Genellikle tüm kadınların ağladığı ve etkilendiği görülmektedir. Ölen ki?inin ruhu için genelde mümkün mertebe Yasin-i şerif okutulur. çoğu zaman öldüğü gün hatim indirilir. Kırkıncı ve elli ikinci günlerde hatim veya mevlit okutulur. Daha sonraki günlerde ölü için "can aşı" denilen yemek verilir. Ölüleri hayırla anmak, arkasından sürekli dua ve hayırda bulunmak geride kalanların en önemli görevlerinden biridir.
İşte bunlar atalarımızın gelenekleri, görenekleri, ananeleri gereği yapıla gelen ve büyüklerimizin bize anlattıkları doğrultuda yazmaya çalıştım.Yanlış yazılmış veya unutulmuş adetlerimizi tespit ederseniz lütfen ikazda bulunarak beraberce düzeltmeye çalışalım.
Saygılarımla.
Mustafa ATASEVER
Köyümüz


Köyümüz Adana ili Tufanbeyli ilçesine bağlıdır. ilçemiz Adana ile Kayseri karayolundan 4 km içerdedir. ilçemizle köyümüz arasındaki 9 km yol asfalt olup,münibüslerle gidilip gelinmektedir.
Köyümüze en yakın ve sınır olan köyler; doğusunda Akpınar,Kuzeydoğusunda Damlalı,kuzeyinde Tozlu ve Koçcağız,güney batısında Karsavran,batısında Evci,kuzey batısında ise Demir oluk köyü bulunmaktadır.Demiroluk,Çatalçam ve Evci köyü yolu köyümüzün içerisinden geçmektedir.
Köyümüz Tufanbeyli ilçesinin 33 köyünden 5.büyüğüdür. Köyden kentlere göç oldukça fazladır. Buna ramen 1997 nüfus sayımında 889 olan nüfusun 2000 nüfus sayımında 926 ve 2007 sayımlarında ise 891 kişidir.Köyden göç edenlerin sayısı bu rakamdan bir hayli fazladır. Köyümüzde bağcılık ön planda olmakla beraber, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır.
Köyümüze her çarşamba günü halk pazarı kurulmaktatr.
ilimiz-------: Adana
ilçemiz------: Tufanbeyli
Köyümüz------: Doğanlı
Nufusu sayısı: 2007 yılı 891
Hane sayısı--: 318
Muhtar-------: Selahattin Kodaş
Muhtar telefonu: 0 (322)
Muhtar cep telefonu: 0 (532)
İlimize uzaklığı: 212 km
İçemize uzaklığı: 9 km
Cami : Var (1 yeni 1 eski)
İmam : Var
İmam Lojmanı: Var
Sağlık ocağı: Var
İlköğretim okulu: var (1-8 yıl arası)
Okul Lojmanı : Var
Su sebekesi : Var
Kanalizasyon : Var
Elektrik : Var
Telefon : var
Karayolu ulaşımı: Var (münibüslerle)
Bakkal : Var 3 adet
Kahve hane: Var 3 adet
Tamirhane : Var 1 adet
Selektör : Var 1 adet
Değirmen : Var 1 adet